Anasayfa / Gaziantep Kültürü / Antep Şivesi / Antepçe Sözlük Tam 350 Kelime

Antepçe Sözlük Tam 350 Kelime

Yakın tarihin içinden bize bakan bu insanlar bu kelimelerin hepsini yerli yerinde kullanıyorlardı. Biz bu kelimeleri dağarcığımızdan çıkardık ve dil fukarası olduk ! Belki de bu kelimelerden bazılarını siz bile duymadınız. Hadi şimdi çocuklarımıza ,torunlarımıza söyleyelim bu hanekleri de unutulmaya yüz tutmuş bu hanekleri gelecek nesillerimize aktaralım .

1. ABA : Abla demek ama genellikle ustanın hanımına söylenir.

2. ABA veya ABE Kaba kumaştan yapılan üstlük, palto

3. ABBAA: Azap, işçi, yanaşma

4. ABBİSİ: Darısı

5. AMADAN veya HAMADAN: Tepsi

6. AMBEL BETER: Bundan daha kötü, daha da kötü

6.a) ALLEFLEMEK: Kepeği alınmış buğdayın taşının ayıklanması.

7. AMEL: İshal

8. ANGESLEK: Kasten, İnadına

9. ANGESLEK: Bilerek, mahsustan. Aslı ambel kast. Kasti olarak

10. ARİŞ: Asma (Üzüm asması)

10.a) ARLIK Uzun boylu, iri yapılı

11. ARSATAN: Vurdumduymaz

12. ARTAĞAN: Çok artan. Bu pirinç çok artağan

13. ASBAP: Günlük hayatta kişinin üzerine giydiği elbise

14. AVCARLAMA: karma karıştırma

15. AYNAT: İnatçı kişi

16. AYRETİ: İğreti

17. BAAŞİRE ETMEK: Pazarlık etmek. Alışveriş etmek.

18. BAHANGİR OLMA: Zengin olma, çok para kazanma

19. BAHDENİZ: Maydanoz

20. BALHIMA: Sancılanma, ağrıma

21. BARDAK: Kiremit

22. BARTIL: Rüşvet

23. BARTIŞ: Eşik

24. BASIRMAK: Sağlama almak.(Kapıyı ardından basırdım)

25. BAYAKLEYN veya BIYAKLEYN: Biraz önce, demin

25.a) BAYAK: Demin

26. BELİ BERK: Kendinden emin, sırtı sağlamda

27. BELLUR: Cam

28. BES: Sadece, yalnız

29. BEZERMEK: Ağarıp bez haline gelmek

30. BILDIR: Geçen sene

31. Bİ ÇİMDİK: Bir tutam

32. Bİ SOOLUK: Azıcık, bi soluk, biraz

33. Bİ’NANN: Bir sefer, bir kere Bİ NAAL

34. BİR TEKER SAHİBİ: Dörtte bir ortak. Kamyon, otobüs ortağında dörtte bir ortak olma

35. BİŞGEL: Piş-gel, çabuk pişen anlamında nohut, fasulye, mercimek gibi bakliyat için kullanılan bir deyim.

35.a) BULOOT. Bu sefer

36. BÜNGÜLDEME: Kaynamak. Suyun ısınarak kaynaması. Pınarın kaynaması.

37. CAKCAHI: Su değirmenlerinde, buğdayın üğünüp bittiğini haber veren, hususi tertibat ile değirmen taşına çarparak <cak cak >sesi çıkaran alet.

38. CARIS OLMAK: Rezil olmak,

39. CAŞMA: Taşma

40. CENGERLENMEK: Özellikle bakır kapların veya yemeklerin, Oksitlenerek yeşil renk alması

41. CINCIK: Cam kırığı, cam parçası

42. CİP: Çok. Çip yen kul akasma o adama.

42.a) CİBELMEK: Şımarmak

42. b) CİBELİK: Şımarık (Örnek: Bee anam senin oğlan da yeğn cibelik)

43. CÖDAR: Sakat

44. CULLUMA: vazgeçme, mızıkçılık etme

45. CULLUP: Çukur, küçük delik

46. Curan: Hamam kurnası

47. ÇAĞŞIMA: esneyerek bozulma (Sandalye kürsü çok esnerse, kullanılırsa bağlantıları gevşer, gıcırdamaya esnemeye başlar. Çaaşır.

48. ÇARPANA 1: Ayakkabının topuk tarafındaki arka kısmının topuğun altına yatırılmış şekli

49. ÇARPANA 2: Domatesin kışın yenilmek üzere yazdan bol tuzlu bir şekilde kurutulması

50. ÇATAL PENÇE: İki avuç dolusu, ölçü

51. ÇEMKİRME: Azarlamak

52. ÇEMLEMEK: Ceket, gömlek kolu veya pantolon paçasını katlayarak yukarı doğru çekmek. Katlamak

52. a) ÇEMLEK: Şalvarın paçalarının yukarı çekilmesi. Bostancılar bostanı sularken öyle gezerdi.

Baş dolak, bacak çelmek bir anlamda yoksulluğu da anlatır.

53. ÇEN, ÇEN ÇENİLEMEK: Gereksiz sözü sürekli tekrar etmek. İt gibi çenilemek. Çadır böcüsü gibi çenlemek

54. ÇİBELEK: Alkış çalma

55. ÇİBİK ÇALMA: El çırpmak

56. ÇİGRİŞME: uyuyup aniden uyanıp uykunun kaçması gibi

57. ÇİMDİK 1: Bir tutam

58. ÇİMDİK 2: Cimciklemek

59. ÇİNTİYAN: Amele şalvarı. Kadın şalvarı (Çintiyan sadece kadınların giysisi için kullanılır).

60. ÇİR: Kayısı, zerdali, erik kurusu.

61. ÇİRGİME: Pişerken çiğnemesi,(yemek). (Çergime ısıyı ayarlayamadığı için aşın, cıvığın çiğ kalmasıdır)

62. ÇİRTİK: Oynarken parmak şaklatma, az miktarda, nakışlı

63. ÇİRTİKLEME 1: Oynarken parmak şaklatma

64. ÇİRTİKLEME 2: Çok kızıp sinirinden öfkesinden çalgısız oynama

65. ÇULLAMA: Lahmacun, börek gibi içli yemeklerin içinin normalden fazla olması durumu.

66. DAFAR: Tesir

67. DAFAR ETME: Tesir, etki etmek

68. DAMAH: Bencil/cimri, Temah

69. DARABA: Kepenk

70. DARAKLIK: Taraklık. Pirzola.

71. DARAKMAK: Daralma, sıkışma, zorlanma.(Paraya taraktım.)

72. DAYRAMA: Kumaş. Eskiyerek tel tel olmak. Vücut kaslarında da olur. Ters bir hareketle kas fazla süner, lifler açılır. Dayrar.

73. DEERME : Oyuncak topaç

74. DEĞİRMİ : Yuvarlak şekilli

75. DEHLİZ: Sokak, çıkmaz

76. DEPİK: Tekme

77. DEVLİP: Buğdayı kabuğundan ayırmak için kullanılan gereç. Susam ve zeytin ezmek için de (mahsere) kullanılır.

78. DIBIK: Yapış yapış

79. DIĞILDAMAK: Uğraşmak, didinmek

79. a) DIĞIL DIĞIL DÖNMEK. Özellikle uyurken sağa sola dönenler için kullanılır.

80. DIHIZ: İstenilenden fazla / çok.

81. DIMIŞKI: Bir üzüm çeşidi (Dımeşk Şam’dan gelen manasında, Şam Üzümü)

82. DİL: Anahtar

83. DİLME: Üzüm suyu, nişastadan yapılmış tatlı

84. DİYA: Orada

85. DOLAK: Kadınların namaz kılarken başlarını örttükleri beyaz renkli eşarp.

86. DOLBAK: Başı açık

87. DOMBALAK: Takla (Takla atmak)

88. DÖKÜLGEN: Bir çeşit beyaz üzüm

89. DULDA: Gölge, rüzgârsız, kuytu

90. DULUK: Saç Favori

90 a). EFİN TEFİN OLMAK: Darmadağın olmak.

91. EHVEN: Kalitesiz.

92. EL ÖPEN: Kertenkele

93. ENİKONU: Tam tamına

94. EŞGİLİ: Turşu

95. EŞMARLAŞMAK: İşaretleşmek

96. ET ERİMESİ: Mahcup olup ezilme

97. ET VURMA: Pişmeye koymak. Eti vurdum. Kelleyi vurdum. Mercimeği, nohudu …(zor ve geç pişenler için kullanılır)

98. EVSEMEK: Tahılın içindeki yabancı cisimleri evsecek denilen kap içinde savurarak temizlemek

99. FAAL : Tarla işçisi, köylerde yevmiyeci AMELE

100. FEKKE: Şire, tatlı ve meyva sofrası.

101. FELHAN: İnce kırmızı toprak Sadece kırmızı toprak.

102. FENİKME: Başı dönmek, bunalmak, yarı baygınlık geçirmek, sıkıntı basmak, solumak, tıknefes olmak.

103. FETİR OLMA: Saçta pişirilen mayasız yufka ekmeği. ( Derleme Sözlüğü c: 5 ) 3. İyi pişmemiş, hamur kalmış ekmek. [ Derleme Sözlüğü c: 5 ] bayatlamış ve kırılgan olmuş yufka.(bu ekmek fetir olmuş, bununla dürüm olmaz)

104. FIRFIRI: : Fırıldak

105. FİRENGİ: kilit

106. FİRİK: Tam olgunlaşmadan, henüz yeşil haldeyken kabukları çıkarılmadan tarlada ateşte tütsülenen buğday. Aynı işlemden geçen nohut veya mısıra da bu ad verilir.

107a) GAB: Sokak veya çıkmazı örtecek şekilde inşa edilmiş eve ait bölme. Kemerli veya direkli olabilir.

107b) GABALTI: Evin üzerini örttüğü sokağın bölümü.

107. GADDİM Ölçü, kıyas

108. GALLE: Para kasası, çekmecesi GÜNLÜK HASILAT

109. GALLEDAR: Kasiyer

110. GANCULUZ OLMAK: Uykusunu tam alamadan uyanıp rahatsız olmak

111. GANE: Bahçede bulunan küçük havuz. Süs havuzu. Eski sistemde su musluğu.

112. GANNE: Şişe

113. GAP GACAK: Mutfak eşyası

114. GARALTI: Eşya, ev eşyası

115. GASEFET: sıkıcı, basık, dar

116. GATREMBİZ: Kavanoz

117. GERCİK: Gıcık.

118. GIYGIDICI: Kemancı

119. GIYYIK: Çuvaldız/büyük iğne

120. GIZDIRMA DUDMAK: yüksek ateşli olmak, ateşlenmek.

121. GİDİŞMEK: Kaşınmak

122. GOĞURTMAK: Bırakmak, salmak.

123. GÖTÜMLENMEK: Gereksiz yere kapris yapmak…

124. GÖVÜNME: Hafif yanma, kumaş için yanarak renginin koyulaşması.(Sobanın yanına çok yanaşmışım pantolonum göğündü.)

125. GURU YER: Üzerinde örtü, açkı kilim halı olmayan yer.

126. GÜLLE: Misket

127. HAARA? : Nereye

128. HAARADAN: Nereden

129. HAARALIKTA? : Nerede

130. HABBAB: Takunya

131. HAKEKE: Bir çocuk oyunu

131. a) HAKLEKÜM Kesinlikle, ille olması gereken.

132. HALFE: Hademe/hizmetli/usta yardımcısı, ustalıktan önceki seviye.Kalfa.

133. HALLİK: Yöreye has bir koyun cinsi

134. HAMPARA: Büyük ve beyaz sert taşlar

135. HANEEN ULUĞU: Gereksiz konuşma

136. HANEK 1. Söz, lakırdı: Sana bir haneğim var. 2. Konuşma: Ne hanek ediyorsun? 3. Şaka, alay.

137. HANEK ÇALMA: sohbet etmek

138. HANEK VERME: Haber, dedikodu anlatma

139. HANEKLEŞME: Konuşma, muhabbet

140. HANİFİ: Musluk

141. HANİFİ: Musluk /çeşme

142. HARAF: Yüzme havuzu, tarımda sulama, için su biriktirilen depo.

143. HARAL: Kıldan yapılmış büyük çuval

144. HARTİK HURTİK: Eğri büğrü, biçimsiz

145. HASITLAMAK: Kıskanmak

146. HAŞLAMAK: Para harcamak

147. HAVARA: Eski Antep evlerinin yapımında kullanılan bir tür kireç taşı. Kolay dağılan taş cinsi.

148. HAYAD: Avlu, İÇ AVLU

149. HAYİR: İncir

150. HAYLAN KABAĞI: Cucurbite spp. Asma kabağı.

151. HAYLE: Nasıl

152. HAZNA: Kiler

153. HAZVEL: Odun kömürü tozu, ise yaramaz, eskimiş

154. HIMSIMA: Bayatlamak, ekşimek, kokmak (yemek için).

155. HIS HIS GELMEK: Gizli, gizli, sessizce gelmek. La ne hıs hıs geliyn beni korhuttun.

156a) HIŞINI ÇIKARMAK: Ezmek, üzmek, eli kolu kıpırdamaz hale getirmek. (İnsanlar için kullanılan şekli).

156. HIŞNAMA: Ezme, örseleme

156 b) HIRA: Zayıf

157. HITA, HITA ACİR: Yerel bir acur türü. Çiğ yenebilir, yeşil renklidir. Turşusu yapılır, salatalarda kullanılır.

158. HİM: Temel, Bina temeli

159. HORAF: Kıyafeti perişan. Pejmürde, perişan. Aynı zamanda zayıf insanlar için kullanılır.

160. HORANTA: Ev ahalisi, aile fertlerinin tümü

161. HÖNGÜLÜKAHVE: Tahterevalli

162. HÖNÜSÜ: Bir üzüm çeşidi

163. HÖSGÜT: Sakin, suskun, sessiz sakin insan

164. HÖSMEK: Sesini kesip susmak

165. IHMAK: Üzüntü ve şaşkınlıktan oturup kalmak. [ Derleme Sözlüğü c 7 ] ( Ben bu yükün altında deve gibi ıhtım kaldım)

166. IHMAK 2: Çökme, oturma. Devenin yere çökmesi. Oturuşu

167. ISTIFIL OL: Bildiğin gibi yap (Allah seni nasıl biliyosa öyle yapsın)

168. İĞNİK: ishal, dizanteri. Ağır ishal.

169. İKİ ÇİRTİK: Birazcık, Azıcık

170. İŞKİLLENME: Şüphelenme.(Ben bu kızdan işkillendim haa) İşkilli büzük. İnanmakta zorlanan kişilere söylenir.

171. İşmar etme: İşaret etme, kaş göz ile işaretleşme

172. İTEĞİ: Ekmek yaparken üzerine un konulan meşin, deri yahut bez.

173. KAARCIMA: Pişmiş veya kavrulmuş etin bayatlaması ( Kavurma buzdolabında bekletilirse karcır )

174. KADDİMİNDE: Tam Ölçüsünde, ayarında. Bunu gaddiminde diye okumak lazım.

175. KAHGE: Kaake/ramazan bayramında yapılan yuvarlak, sert simit

176. Kahke Bezi: Ham bez

177. Kaleden kına savurma: Tertipsiz, düzensiz iş tutma.

178. KASTEL: Çeşme

179. KAYPME: kayma, düşme

180. KEF: Kaynayan et veya kemik suyunun yüzeyinde biriken tortu, köpük. Tahıl ve bakliyat kaynamasında da oluşun. Kevgirle toplanıp alınarak atılır.

181. KELE: ya gibi ünlem gereken yerlerde kullanılan bir kelime.

182. KELEBİ DOLAŞTIRMA: İşi kötüye gitme. İşin rayından çıkması

183. KEMÇİK: Konuşan kişinin ağzını eğerek konuşması

184. KEMMUN: Kimyon.

185. KEPİR HIŞ OLMAK: Çok yorulmak

186. KERCİVANİ: Alaylı, aşağılayıcı konuşma, davranma

187. KERC ETMEK: Dalga geçerek muhatabını taklit etmek, alay almak.

188. KERGAH: Gergef

189. KİNTİK: Küçük, küçücük

190. KİRTİK: Küçülmüş parça. Sabun kirtiği

191. KÖSEĞİ: Ocaktaki ateşi karıştırmak için kullanılan değnek. Kara anlamında da kullanılır. Oğlum gel güneşte köseği gibi oldun.

192. Kösesefer Kabağı: Kabak cinsi

193. KÖSNÜK: İşe yaramaz (Köylerde ibne anlamında kullanılır). Aslı ise KÖSTÜKÖSNÜK (Köstebektir)

194. KÜBBAN: kübbün ekmek Gaziantep’te fırınlarda yapılan, ikiye ayrılabilen yumuşak bir pide.

195. KÜBBİYE YERİ: Cemekan, büfe

196. KÜF: Takke/başlık/şapka/bere

197. KÜNCÜ: Susam

198. Küşneme: Hayvanın omurga tarafından çıkarılan ince uzun bonfile et parçası. Yumuşak olduğu için bütün ızgara veya kuşbaşı kebaplık olarak kullanılır. Doğrusu KÜŞLEME. İsimden sıfat üretirken L harfi kullanılır.

199. KÜŞÜMLENME: 1. Kaygılanmak, üzülmek. 2. Utanmak, sıkılmak: Senden para istemeğe doğrusu küşümlendim. 3. İşkillenmek, kuşkulanmak.

200. LEĞENÇE: Hamur veya köfte yoğurmaya yarayan

201. LENGERİ: Yayvan geniş tabak. Pilav vb. yemekleri yapmakta kullanılır.

202. LOĞ: Taştan veya demirden yapılmış dam düzlemeye ve sıkıştırmaya yarayan silindir

203. LOĞLAZ: Börülce.

204. MAASİM: Gariban/suçsuz/masum

205. MAAYER (Muhayyer) : iyi, kaliteli /garantili, geri alma garantisi

206. MADDAA: Ev yapımında kullanılmak üzere yerdeki taşlar kesilerek oluşturulmuş büyük çukur veya mağara şeklini almış yerlere verilen isim. Maddaa genelde açık taş ocaklarını anlatır. Kapalısına ise taş ocağı nedir Antep’te.

207. Mahana: Bahane

208. MAHMİL: Dolap

209. MAHRA: Derinliği olan sandık / dara

210. MAKLAP: Samanlık

211. MALAK: Paça. Pantolon paçası

212. Mal efe: Yorgan, yatak iç astarı

213. Malhıta, mahlıta: Kırmızı mercimek. Arapça mahlûta.

214. MASAMMAK: Merdiven basamağı

215. MASMANA: Zeytinyağı ve sabun üretilen yer

216. MAŞARA: Tarla sulaması için oluşturulan alan

217. MAŞRABA: Sürahi

218. Mayana: Rezene tohumu.

219. MECREFE: Ucu geniş çapalama ve masara yapmaya yarayan kazma

220. Meram: Demek ki, mahsat

221. Mercimeği yan yuvarlama: Bahane arama, bahane üretmek

222. MESES: Ucu demirli sopa

223. MEŞEFE: Banyo havlusu

224. Mıcırık: Ezik; Patlıcan içi için kullanılır.

225. Mıhmış: Cimri

226. MIRRIK: Cıvık çamur

227. MIZGANMAK: Kestirmek, Azıcık uyuyup, uyanmak. Uykuya dalmak.

228. MİSGİLİM: Çok güzel ama biraz iyi kullanılmamış

229. MİSKİLİM: Güzel / değerli, paha biçilmez

230. NAADDER? : Ne kadar ( miktar)

231. NACAR: Marangoz

232. NAHIR: Koyun veya inek sürüsü. Kökeni nehir, yani akan.

233. NANCA Kİ? : Ne kadar ki? Azımsayarak “yahu bu çok az” manasında

234. NANCA? : Ne kadar ( miktar)

235. Ne has: Nasıl oldu da.

236. Nece : Nice

237. Neçiye: Kaç para

238. NEÇİYE? : Kaça, kaç para, fiyatı nedir.

239. Neen: Neden, niçin

249 a) NEFELENMEK: Azıcık bir şeyler yemek, açlığını bastırmak için atıştırılan şeylere kullanılır.

249 b) NERDİVAN Merdiven

240. NEZELMEK: 1. Kumaş eskiyip incelmek, yırtılmaya yüz tutmak. 2. İplik, ip, urgan vb. şeyler incelip kopacak duruma gelmek.

241. NİŞLEYN? : Ne yapıyorsun, nasılsın.

242. OFURTMAK: Abartmak

243. ÖLBE: Tahtadan silindir şeklinde kap

244. ÖRSELEMEK: Yağda kavurarak öldürmek, soğan için kullanılır.

245. ÖTKEL: Etkili, etkisi büyük.

245 a). ÖTÜRMEK: Aşırı ishal olmak. Ötürük olma. Uçkuru cemiye kalmadı, eylemsine ötürük olmuş.

246. PIT OLMA : ( İğne için ) ucunun körleşmesi, yuvarlaklaşarak batmaz hale gelmesi.

247. PİÇARE: Çaresiz, Gariban

248. PİN: Tavuk kümesi (Gafam pinde olmasa bokumu s.kerdi) Çerçinin becerdiği kadının akşam kendini savunmasından)

249. PİRPİRİM: Semizotu, yabani semizotu.

250. PİSİK: Kedi

251. PİSİK DAŞŞAA: Küçük lokma tatlısı

252. Pontir: Pantolon

253. PÖÇ: Kuyruk sokumu

254. Puhare: Baca

255. Rafık: Arkadaş, dost

256. Saho: Ceket

257. Sahre: Piknik

257.a) Saksı: Ateş küreği

258. Salahana: Mezbaha

259. SARAT: Örgüsü bağırsaktan yapılmış büyük tahta elek

260. Sasıma: Kokma, bozulma.(özellikle soğan için kullanılır )

261. SEERTME ya da SEĞİRTME: yetişmek ulaşmak, koşa koşa gitmek-gelmek (tez oraya sert )

262. SELLİF ETMEK: Beleşe verme, israf etme

263. Sevmeden selliği yarılma: Çok sevme

264. SINDAK: Kuytu köşe, nakıs

265. SINDI: Makas

266. SIRINSI YA DA SIRINSI OLMA: Artık bir müdahalenin fayda etmeyeceği şekilde sertleşme .( dolmaya ekşiyi erken korsan sertleşir, sırınsı olur. Artık ne kadar pişirsen yumuşamaz.) Sırımsama olarak da kullanılır.

267. SIRKITMA: 1.Sıvıyı kabından son damlasına dek akıtmak, sızdırmak. 2.Birkaç kaptaki yemeği bir kaba boşaltmak.

268. SIYPANCAK: Kaydırak

269. SIYPMA: Kaymak Sabun elimden sıyptı.

270. SİNİ: Tepsi

271. SİRLİ SİTİRLİ: Tertipli / düzenli

272. SİVİŞME: gizliden uzaklaşma, kaytarma

273. Soğan kesme: Yağcılık, yalavaçlık etme

274. Sohu: Dibek

275. SOKRANMA: Söylenmek, homurdanmak, gönülsüz iş görmek.

276. SÖHÜR: Sahur

277. Söörme: Közleme

278. SUMAĞI BARABAR: Köküne, tamamına

279. SUMSUK: Yumruk

280. Suvarma: Sulama

281. SÜLLÜM: Tahta seyyar merdiven

282. SÜNGÜÇ: Bir el ölçüsü, tam açıldığında başparmak ile işaret parmağı arası

283. SÜYÜK: Evler arasında yüksek duvar

284. ŞABŞAK: Tuvalette kullanılan su kabı

284 a). ŞABALAK: Ufak tefek. Şabalak gibi kuzuya bunca para istenir mi?

285. ŞAK: Yarım,(1-Et şahı: yarım gövde et. Kilim şahı: kilimin yarısı)

286. ŞAKŞAHI: : Kapı tokmağı, şakşak sesi çıkardığından.

287. ŞAMŞAM ŞAKIMAK: Pırıl pırıl parlamak

288. ŞARMITA: Orusbu, hafif kadın

289. ŞARPA: Eşarp

290. ŞEMŞİME: Güneşte kalarak zarar verecek kadar bozulma.

291. Şendik: Kalabalık

292. Şetil veya şitil: Fide, fidan

293. Şirik: Susam yağı.

294. TABAAT: Huy

295. Tadiya: Taa Orada

296. Tağı: Pencere

297. Tah pekmezi: Tah denilen çürümeye yüz tutmuş olgun üzümden yapılan hafif ekşimsi pekmez.

298. Tahallak: Makara

299. Tahiye: Takke, başlık

300. TAKTAHI : :Kahvecilerin seher vakti kahvenin açıldığını ilan için çaldıkları tahta.–Bir çocuk oyuncağı

301. Taman: Hani ya. Değil mi?

302. TANDIR: Tahtadan yapılmış ufak masa şeklindeki yapıtın içine köz halindeki ateşin mangalla konularak ısınmada kullanılan araç.

303. TARPADAK: Ansızın/aniden

304. TAŞKALA: Telaşlanma / panik

305. TAYKEŞ: Çift olan bir şeyin çiftlerden her birinin diğerinden farklı olması

306. Tebaat Sahibi: Özenli, titiz. Tabiat sahibi

307. TELİS: Kendirden yapılmış çuval

307. a) TERLİK: Takke, (Teri emen anlamında)

308. TEŞT: Çamaşır yıkanan geniş kap

309. TISARMAK: Sararmak

310. TİNTABAAT: Titiz

311. TİNTİNİ: : Saplı bir nevi topaç ki sapı iki parmak arasında çevrilerek verilen ilk devri hareketle döner

312. TİYEK: Bağ, patlıcan, biber, domates birlisinin kendisi

313. Topaç: Top şeklinde yuvarlanarak kurutulmuş kıyma kavurması.

314. Töhüt: Tevhid, ölen kişi için ölümünden birkaç gün sonra ölenin ruhuna bağışlanmak edilmek üzere 70000 adet tevhid (la ilahe illallah) söylenmesi.

315. Talep: Uygun taraf.

316. TUĞSUNMA: pişman olma. Nadim olma.

317. TUMAN: Don, iç çamaşır

318. TUMANCAK: Donla gezme hali

318a) TUMMAK: Suya dalmak.

319. Tuzluca: Kaynamış nohut

320. ULMAK: 1. Bozulmak, çürümek, kokmak. 2. Yaralanmak, deri çürümek.

321. Umacalık: Göz hakkı, umma hakkı

322. UMSURUK OLMAK: Çok istenilen bir şeye ulaşamama veya azla yetinme)

323. UTMA: 1. Yenmek, oyunda kazanmak. 2. Yararlanmak.

324. UTUZMA: Yenilmek, oyunda kaybetmek, zarar görmek

325. ÜDÜRGÜ: Matkap (El matkabı, elle çevrilerek kullanılan matkap).

326. ÜTMEK: 1. Bir şeyi, tüylerini yakmak için alevden geçirmek. 2. Taze buğday veya mısırı ateşe tutup pişirmek.

327. ÜTÜLME: Bir şeyi, tüylerini yakmak için alevden geçirmek. 2. Taze buğday veya mısırı ateşe tutup pişirmek.

328. VIKRAMA: Ekşiyerek köpürmek (madem vıkradı, yoğurt vıkramış)

329. VIRRIK: İshal

330. YAALIK: Mendil

331. YAAN: Sırt, arka taraf

332. YALLIK: Önlük

333. YALYANAK: Çıplak ayaklı yalın ayak

334. YEEN: Yoğun, çok

335. YENLİ: Hafif ( eşya )

336. YENLİCEK: Hafif ( kişi )

337. YILIK: Hafif açık bırakmak ( kapı, pencere, dolap)

338. YİRİK ÇIRA: İçine zeytinyağı konulup ucundaki fitilin yakılmasıyla aydınlatmada kullanılan alet

339. YOORUM: Yahu / hitap şekli

340. Yuha 1: Hafif davranışlı kişi

341. Yuha 2: Eşya, yiyecek için İnce, hafif

342. ZAMBIRLANMAK: Kızmak, öfkelenmek

343. ZAMBIRLI: Öfkeli, huysuz

344. ZEVZİR: Küçük siyah renkli göçmen kuş

345. Zırh: Kasapların et kıydığı büyük eğri büyük ve geniş bıçak.

346. ZIRHALAMAK: Sallayarak düşürmek. Ağacı azıcık zırhala hele belki erik dökülür. Hele zırhalan,zırhalan. Belki birkaç kuruş daha vardır

347. ZONTURLAMAK: Kızmak, öfkelenmek

348. ZONTURLU: Öfkeli / kızgın

349. ZÖÖMLENME: Öfkelenmek, kızmak.

350. ZÖĞÜM ÇALMAK: Beğenmediğini, kızdığını, öfkesini belli etmek.

Hakkında Antepteyiz

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.